Fiziksele Ne Oldu?

Her şey çok fazla dijitalleşmedi mi sizce de?

Mobil cihazınızın ekranına dokunmaktan bahsetmiyorum… Herhangi bir objeye dokunmak, onu hissetmek anlatmak istediğim. Belki de objeyle bağ kurmak değil de istediğiniz şeyi elde etmek önemli olan sizin için. Mesela en basit örnekle; sevdiğiniz bir müziği dinlemek. Benim için o müziği dinlemek kadar, onu dinlemek için gerçekleştirdiğim eylem de bir o kadar önemli. Evet ne demek istediğimi az çok anladınız eminim.

Madem müzik dedik; oradan devam edelim öyleyse. Acaba gereksiz bir bağ mı kuruyorum objelerle ilgili. İnanın konuyu paylaştığım insanlar da ikiye bölünmüş durumda. Kimileri istediğim müziği dinleyebiliyorsam, nerede ve nasıl dinlediğimin ne önemi var derken; diğer taraf da evet o albüme dokunmalıyım, CD’yi çıkartıp sürücüye yerleştirmeliyim, istediğim parçaları dinlerken de kitapçıktaki fotoğraflara göz gezdirmeliyim diyor.

Bu örneği çeşitlendirebiliriz. Ancak çok uzatmak niyetinde değilim. Ben ikinci gruptayım. Dokunmaktan keyif alan, haz alan taraf. Sebebi beni geçmişe götürmesi mi, yoksa o ürünün tamamen bana ait olduğunu hissetmenin verdiği bir haz mı bilmiyorum. Öyle zor bir ikilem ki? Hangisi ağır basıyor çözmek çok zor. Belki de aynı oranda etki ediyor diyebilirim. Ya da kendimi böyle avutabilirim.

İnsanın yapısında her zaman kolaya kaçmak var. Her şeyin kablosuz ve dijitalleştiği bir ortamda, saniyeler içinde sevdiğimiz bir parçayı dinlemek çok kolayken; ben evimdeyken plak ya da CD ortamlarından müzik dinlemeyi daha keyifli buluyorum. Ya da film izlemek. (Windows PC’im olsaydı oyun oynamak da diyebilirdim ancak fiziki oyunlarım, durdukları raftan senelerdir beni izliyorlar… Bir gün sırf o raflarda duran oyunları yeniden oynamak için Windows PC alacağım.)

Bana kalırsa bir şeylere dokunmak ve onu hissetmek bizim silinmeyecek kodlarımızda var. Neden yıllar içinde bu sistemi bir şekilde değiştirmeye çalıştık bilemiyorum. (Arttırılmış gerçeklik gözlükleriyle film izlemek çok mu keyif veriyor merak ediyorum…) iPod devrimi yaşandığında Steve Jobs; cebinizde binlerce müzik diye tüm dünyayı çok güzel kandırdı. Kaç kişi hareket halindeyken binlerce müzik dinleyebildi? Belki de tek avantajı çanta dolusu CD’leri oradan oraya taşımıyor olmamızdı. Ki bana kalırsa sevdiğimiz 4-5 albümü yazlığa götürüp; deliler gibi döndürüp döndürüp dinlemek çok daha keyif vericiydi. Sevdiklerinizle değiş tokuş yapılan albümleri ve onun beraberinde getirdiği sosyalleşmeyi anlatmıyorum bile.

Kitaplar bile elektronik hale gelmişken, daha neyi zorluyorsun diyebilirsiniz. E-kitap okuyucum var. Onu da uzun seneler kullandım. Ancak hala kitap okuma eylemimi fiziki kitaplardan yapıyorum. Başta demiştim ya size, ben dokunmaktan ayrıca keyif alan taraftayım.

Bu konu aslında çok detaylı bir konu. Ben yüzeysel bir şekilde aklıma gelmişken yazmak istedim. Aslında bir sohbet üzerine yazmayı kafama koymuştum, kısmet bu güneymiş. Bütün örnekleri müzik üzerine verdik. 90’lı yılların sonunda dürüst olmalıyım ki mp3 devriminde Kazaa, eMule gibi P2P servisleriyle binlerce müziği bilgisayarıma indirdiğimi de itiraf etmeliyim. Ama yaş aldıkça hayatta bir çok şey değişiyor. (Yine o uygulamaları kullanıyor olsam yine aynı şekilde keyif alırdım, dijitalleşmenin emekleme dönemine denk geldiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.)

Dokunmak güzeldir. Ben fiziki materyalleri elimden geldiğince ve gücüm yettiğince kullanmaya devam edeceğim. Sizlere de şiddetle tavsiye ederim. En azından internetinizin sıkıntılı olduğu bir anda izleyecek ya da dinleyecek yüzlerce materyaliniz olduğunda bana teşekkür edersiniz.

Lütfen bir cevap yazın.

search previous next tag category expand menu location phone mail time cart zoom edit close